Ana Sayfa Sayılar Sipariş Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Kaleii Mzesi
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 
ANMED Sayı: 2006-4
 
Antalya ve Side Müzelerinde Bulunan Pamfuliya Lehçesi, Sidece ve Pisidce Yazıtlar Korpusu Projesi: 2005
Ş. Recai TEKOĞLU
 

2003 yılından itibaren Antalya ve Side Müzelerinde bulunan Pamfuliya lehçesi, Sidece ve Pisidce yazıtlar korpusu projesini Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izinleri ile yürütmüş bulunuyorum. Müze çalışmalarım esnasında yardım ve desteklerini gördüğüm A. Atilla’ya ve A. Dedeoğlu’na teşekkürlerimi sunmayı borç bilirim.

Projenin ilk etap çalışmaları Pamfuliya lehçesindeki yazı tlara ayrılmıştır. Pamfuliya lehçesi daha 1840’lı yıllarda bölgeye gelen ilk seyyahların dikkatini çekmiş bir alandır. Syllion kentindeki uzun Pamfuliya lehçeli anıtın keşfi de bu dönemlere rastlar. 1960’lı yıllara kadar Lanckoronski, L. Robert, G. Bean gibi araştırmacıların münferit yayınlarından sonra Cl. Brixhe bölgeyi sistemli bir şekilde incelemeye başlamış ve 1976 yılında Le Dialecte Grec de Pamphylie (=DGP). Documents et Grammaire. BIFEA 26, Paris, kitabında 178 kadar yazıt yayınlamıştır. Bu eserde yer alan yazıtları daha sonra sonuncusuna benim de katıldığım 5 ek yayın daha izlemiştir.

1) DGP 179-192: Suppl. I, Études d’archéologie classique (= EAC ) V (1979), 9-16
2) DGP 193-225: Suppl. II, L’Asie Mineure du nord au sud, EAC VI (1988), 167-234
3) DGP 226-242: Suppl. III, Hellènika Symmikta, EAC VII (1991), 15-27
4) DGP 243-257: Suppl. IV, Kadmos XXXV (1996), 72-86
5) DGP 258-276: Suppl. V, Kadmos XXXIX (2000), 1-56

Pamfuliya lehçesiyle ilgili araştırmalarım, Eski Anadolu Dilleri alanında yürüttüğüm doktora çalışmaları zemininden doğmaktadır. Eski Anadolu Dilleri üzerine yapılan araştırmaların temel iki yönü vardır. Birincisi “Anadolu’ya ait dil gelenekleri nelerdir?”, ikincisi ise “Anadolu’ya ait olmayan, başka bir deyişle Anadolu’ya dışardan gelmiş ve Anadolu’daki çeşitli tarihi evrelerin oluşmasında yer almış dil gelenekleri nelerdir?”.

Anadolu’ya ait dil gelenekleri kökenleri bakımından iki gruba ayrılabilir. Birinci grubun başında Hint-Avrupa kökenli diller vardır. Hititçe (Neşaca), Luvice, Palaca, Trımmi dili (yaygın bir şekilde Lukca olarak bilinir), fifard dili (yaygın bir şekilde Ludca olarak bilinir), Karca (yerel adını bilmiyoruz) gibi diller bunların arasında yer alır. İkinci grupta Kafkas kökenli Hatti, Hurri ve Urartu dilleri sıralanabilir. Bütün bu diller ilk yazılı hale geçtikleri çağlardan itibaren hep Anadolu’da mevcudiyet bulmuşlardı r. Bu nedenle Eski Anadolu Dilleri alanının temel araştırma konularıdır. Anadolu’daki dil gelenekleri arasında daha fazla tartışılan konular kökü Anadolu olmadığı halde Anadolu’ya gelerek burada yeni bir form almış olan dillerdir. Örneğin önemli bir akkulturasyon öğesi olduğu için Akadca’dan söz edebiliriz. Anadolu’da Kaniş (Kültepe) Karumunda ele geçen yazıtların dili Anadolu’ya özgüleşmiş bir Akadca yansıtır. Benzer bir şekilde Anadolu’da yabancı başka bir dil geleneği de Hellence’dir. Hellence adlandırması benim için hem etnik hem de dilbilimsel bir adlandırmadır. Nasıl Türkçe adlandırmasından sadece Anadolu Türkçesini kastetmiyorsak ve Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Kazak Türkçesi ve benzerleri diyorsak, Hellence için de durum budur. Anadolu’da Klasik Atina çağına karşılık gelen dönemde ve öncesinde İyon’lar vardı. Hellenistik ve Roma Çağı’nda bunların dil kimlikleri kaybolmuştur. Bizans ve Yakın Çağ’da İyon’ların yaşamış olduklarını söylemek ise ne tarihi açıdan ne de dilbilimsel açıdan doğrudur. Bize Sami veya Pers geleneğinden İyon’ları kasten, Yunan sözcüğünün geçmiş olmasının bugün ne bilimsel ne kültürel ne de siyasi karşılığı vardır. Hellence’nin İyon, Ayol, Dor ve Pamfuliya lehçeleri Anadolu’ya ait formlara sahiptir. Fakat önemle üzerinde durulması gereken konu Pamfuliya lehçesi dışında kalan diğer lehçelerin Anadolu’daki izolasyonları sorunudur. Her üç lehçe açısından da özellikle belirtilmesi gereken husus bunların yerli Anadolu halkları ile temasının yok denecek kadar zayıf düzeyde kalmasıdır.

Pamfuliya lehçesinin incelenmesinin araştırmalarımız açısından iki önemli yanı vardır. Birincisi “language change” olarak adlandırdığımız inceleme konusunun oldukça tipik bir örneği olmasıdır.

Pamfuliya lehçesi, dil araştırmaları için tam bir tomografi niteliğindedir. Gelmiş olabileceği kaynaktan, Roma İmparatorluk Çağı’nda erimeye başladığı döneme kadar olan sürede Pamfuliya lehçesindeki değişimleri izlemek olanaklıdır. Bir bakıma Anadolu’nun tek ve biricik Helen lehçesidir. Bize Anadolu’daki Hellen lehçelerini tartışmak ve mukayese etmek için sağlam dayanaklar sağlamaktadır. Pamfuliya lehçesinin iç dinamiklerindeki çeşitli evreleri bir kenara koyup dil değişimi açısından şunu tartışma konusu edebiliriz: Anadolu’da büyük bir olasılıkla Demir Çağı’nın başında veya devamında ortaya çıkmış çeşitli Hellen lehçelerinin var olduğu söylenmektedir, örneğin Anadolu İyon lehçesi, Anadolu-Ege Ayol lehçesi, Asiya Dor lehçesi gibi lehçeler bu türdendir. Lengüistik açıdan bu lehçelerde bir Anatolizm bulunduğ unu söylemek oldukça zordur. Çok çeşitli yorumlar aracılığıyla, örneğin yer adlarındaki eklerin benzer olmasına bakarak belirli bir Anatolizm görmek isteyenle vardır, fakat bir dilin başka bir dile akraba olmasının veya etkileşmiş olmasının çeşitli ve sistemli yanları vardır. Madde adları, çeşitli kült obje adları, metrik ölçüler, ağırlık ölçüleri, şahıs adları ve çeşitli fonetik ve morfolojik konular bunun içine girer. Tek başına bir tanrı adı veya yer adının bir etkileşim veya miras konusu gibi görülmesi, açıkçası, dil inceleme alandan elde edilecek sonuçların hafife alınmasıdır. Bu açıdan İyon veya Ayol lehçelerine baktığımızda sistemli bir etkileşim alanının bulunmadığını görürüz. Peki bu lehçelerde neden bu tür bir etkileşim görülmüyor? Bunun iki yanıtı olabilir. Birincisi bu lehçeler Anadolu’daki kalabalık dil alanlarının dışında izole olarak kalmışlardır. İkincisi, bu dil varlıkları belki de zannedildiği gibi Anadolu’nun birinci binyılı erken safhalarına ait değillerdir. Biz burada bu lehçelerin durumunu tartışmayacağız, ancak Pamfuliya lehçesi modeline bakmaksızın Anadolu’daki diğer lehçeleri bağımsız konular gibi görmenin doğru bir yöntem olmadığını söylemekle yetineceğiz. Neden Pamfuliya lehçesi bir modeldir? Bir modeldir, çünkü yerli Anadolu halklarıyla etkileşimini yansıtan sayısız örnek vardır. Kaldı ki, Pamfuliya bölgesindeki yerli Anadolu halkının adını dahi bilmiyoruz. Luvi veya Luvizm gösteren bir dil alanı söz konusu olabilir. Biz Side’de yerli bir yazı ve dil kullanmış olan insanlara Sideliler diyoruz. Halbuki, buradaki tarihi halkın adını bilmediğimiz için bu adlandırmayı kullanıyoruz. Sideliler kimdi? Sideliler, Luviceye akraba bir dil konuşan bir yerli Anadolu halkıydı. O halde tıpkı Sideliler örneğinde olduğu gibi daha Klasik çağda Pamfuliya’da Luvice veya ona akraba bir dili konuşan yerli bir halk bulduğunu kabul etmemiz gerekir. İyon ve Ayol lehçelerine baktığımızda, bu lehçelerin etrafında fifardiya (=Ludiya), Kariya ve Frugiya gibi büyük ve kalabalık halk gruplarının olduğunu görürüz. Demek ki, bu Hellen lehçeleri “dil alanında” bu medeniyetlerle temasa geçmemişler.

Pamfuliya lehçesi, yalnızca bu yerli Anadolu substratları nı yansıtmakla kalmıyor, diyakronik ve sinkronik öğeleri de taşıyor. Örneğin diyakronik olarak bu lehçede erken Dor telaffuzunu yansıtan veya Muken diliyle ve Kıbrıs lehçesiyle paydaş sözcükler görülebilir. Sinkronik olarak Pamfuliya’da Ayol’lerin varlığı ve Koyneleşme de takip edilebilir. O halde Pamfuliya lehçesi bir modeldir deriz, çünkü “language change” olarak bir dilin başına gelen şeyin neden başka bir dilde de görülüp görülmediğ ini sınama imkanı verir. Aslında, sadece Pamfuliya lehçesi için değil, örneğin Trımmi dili, Karca ve Şfardiya dili için de bu böyledir. Trımmi’liler çeşitli ünvanları ve kült objelerini Perslerden ve Hellenlerden, ağırlıkları sikla’yı (=şekel) da Sami’lerden almışlardır. Doğal olarak, modern veya antik her dilde etkileşimi yansıtan öğeler vardır.

Pamfuliya lehçesi araştırmalarını çalışmalarımız için önemli kılan bir diğer unsur da tarihi bir perspektif’in tartışılmasına olanak sağlamasıdır. Bugün 1. binyıl Anadolu Dil Araştırmaları iki boyut arasına bir tenecere gibi sıkışmıştır. Üst tarafta bir Hitit baskısı, ki ben bunu bir tencere kapağına benzetiyorum, alt tarafta ise bir ocak ve burada yanan bir Hellen ateşi. Anadolu dil araştırmaları bu iki kanadın biribirini ikna savaşı şeklinde geçmektedir. Oysa, durum böyle değildir. Neredeyse her Hititolojik kavramın Atina klasik çağında veya Batı Anadolu epikorik çağında bir şeylere karşılık gelmesi gerekir diye bir anlayış doğdu. 2. binyılcılar ne kadar bastırırsa, Küçük Asiya “Romacıları” da o kadar rededer duruma düştüler. Bu topoğrafya için de böyle oldu, diğer kült araştırmaları için de böyle oldu. Bu nokta artık bir mola alma zamanıdır. Anadolu’da Klasik, Hellenistik ve Roma çağlarında henüz tanımlanamamış, çözülememiş diller mevcuttur ve Anadolu’da her çağda dil izolasyonlarının mümkün olabileceğini gösteren örnekler vardır, örneğin Geç Frug ve Pisidce olarak bilinen Sofular-Timbriada yazıtlarının dili böyledir. Anadolu’da çeşitli dillerin belirli bir arkeolojik kültürle tanımlanmaları koşulu yoktur. Bir dil varlığı olarak bildiğimiz, ancak epiğrafik açıdan temsil edilmemiş diller de vardır. Kappadokya dili veya Lukaonca böyledir. O halde bir dil varlığının epigrafik olarak tespit edilmiş olma koşulu da öncelikli değildir. Bununla şunu söylemek istiyorum: Anadolu tarih incelemelerinde dil olgularının sonucu, ne yazık ki, keramik tasnifi veya everget’lerin soyu sopu kadar dikkate alınmamıştır ve bu durumun tekrar gözden geçirilmesi gereği vardır. Bu tarafımızca Anadolu’daki çeşitli dil inceleme alanlarının historical-comparative-descriptive metodology ile ele alınması şeklinde anlaşılmaktadır. Projeyi başlatma ve yürütmekteki amaç da budur.

Projenin başlangıç etabı müze depolarında bulunan etüdlük malzemenin tespiti olmuştur. Burada Müze’de bulunan malzemenin listesi verilecektir. İkinci etap çalışmaları teknik olarak başlamamıştır. Pamfuliya lehçesinin sayısız anıtı hâlâ toprak altındadır. Aspendos gibi bir kentte arkeolojik kazılara başlanması ihtiyacı şiddetle duyulmaktadır. Bu kentte yapılacak kazılarla sadece dilbilimsel malzemeye değil, erken dönem keramiklerine de ulaşılması mümkün olacaktır. Keramik malzeme üzerinde sayısı bini aşmış lejantlar İskenderiye’deki Aspendia civarlarında ele geçirilmiştir. Henüz yayımlanmamı ş olan bu malzemede Anadolu onomastikon’u için oldukça ilginç ve yeni verilerin elde edildiğini Prof. Brixhe ile görüşmelerimizden biliyorum. Pamfuliya’dan ithal edilen bu malzemelerin üretildiği bir ocak veya ona benzer bir yapı bölgede aranabilir. Pamfuliya lehçesiyle kaydedilmiş yazıtlar boyut olarak küçüktür. Genel olarak birbirine benzerler. Bunlarda üst kısımlarında üçgen alınlıklı bir cephe bulunabilir. Genellikle bezenmemişlerdir. Bazı yazıtlar kurdela ve rozetle bezenmiştir.

Kabartmalı türleri yok denecek kadar azdır. Side Müzesi’nde kabartmalı bir örnek bulunmaktadır. Bean, bu yazıtı daha önce hatalı olarak yayımlamıştı (Bkz. G. E. Bean, 1965, Side Kitabeleri, TTK, Ankara, s. 56-57, yazıt no. 153.), fakat doğru okunuşu Suppl. V yazıt no. 259’da yer almaktadır. Gömü yazıtları dışında kalan yazıt örnekleri hemen hemen yok denecek kadar azdır. Syllion (DGP 3) ve Aspendos (DGP 276) kitabeleri lehçenin şimdilik bilinen en uzun metinleridir.

Arazi koşullarına baktığımız zaman, yazıtların Perge, Syllion, Aspendos ve civarından geldiği görülmektedir. Perge ve Syllion’da ele geçen yazıtlar sayıca oldukça azdır ve bu kentlerde Pamfuliya lehçesi konuşan bir nüfus yapılanmasının bulunduğunu öne sürecek kadar bir arguman oluşturmamaktadırlar. Bu halkın temel ikamet alanı Aspendos kentidir. Kentin yanı sıra Evrumedon boyunca denize doğru çeşitli yerleşim alanlarında, liman ve tersanelerde ( bu tür yapıların varlığı tarafımızca bilinmemekle birlikte, epiğrafi buluntuları Boğazak Boğazkent yakınlarında bu tür yapıların bulunabileceğini düşündürmektedir) yazıtlar ele geçmektedir. Fiimdiye değin yayınlanmış bulunan yazıtların oldukça büyük bir bölümü bölgedeki çeşitli evlerde tespit edilmişlerdir. Bugün bunlardan bir bölümünün akıbeti meçhuldür. Çalışma esnasında tespit edebileceğimiz kadar yazıt fotoğraf ve estampaj çalışmalarıyla kayıt altına alınmaya çalışılmıştır. Henüz bilinen tüm yazıt rakkamına ulaşılmış değildir.

Müzede yaptığımız çalışmalarda envanteri çıkarılmış olan malzemenin çok büyük bir bölümüne ulaşılmıştır. Bunlar arasında yayınlanmamış yeni bir yazıt tespit ettik. Bu yazıt diğerleriyle birlikte Suppl. VI olarak yayına gönderildiğ i için burada fotoğrafı verilememektedir. Yazıt, alınlıksız ve kireç taşından yapılmıştır. Ölçüleri 50x27.5 x 15.5 cm. şeklindedir. Harf yüksekliği 2 cm.’dir:
Oromnew(w)
ÉApelÒniiu
Çevirisi: Apelonis’in oğlu Orumnew(s). Oromnew(w), nom. sing., final –s dezinansı kitabeye sığmadığı için atlanmış olmalıdır. OromneÊw (96, 254), OrumneÊw (90, 123, 152, 177c), OroumneÊw (146), Oromnıfouw (91, 107), [O]roumneıfuw (36), Oroumnıfouw (60, 189), Oroumnıfuw (117), Oroumneıfouw (104, 128, 154, 211), Orumneıfouw (123), Orumnıfuw (81, 159), Oromnıfow (254), Orumn[eÇfuw] (276) ve [Or]oumhne(Ê)w (227) gibi çeşitli fonetik nüans ve kasusları tespit edilmiştir. –eu diftongunun –ew şekinde yazılması bilinen bir durumdur ve yazıtın erken döneme tarihlenmesine bir kriter teşkil etmektedir. Kanaatimizce İ.Ö. 3-2 yy.’lar arasındaki bir evre tarihleme için uygundur.  ÉApelÒniiu, ÉApelÒniw (nom. sing., DGP 237) adının yaygı n gen. sing.’idir.

Antalya Müzesi’nde bulunan Pamfuliya lehçeli yazıtları
n yayın ve envanter tespitleri ise şöyledir:
DGP yazıt ve env. no. fiimdiki envanter no.
1) DGP 66 = 458 405
2) DGP 67 = 459 406
3) DGP 68 = 461 408
4) DGP 69 = 460 407
5) DGP 70 = 463 463
6) DGP 74 = 466 (non vidi)
7) DGP 75 = 441 (non vidi)
8) DGP 76 = 442 389
9) DGP 77 = 445 392
10) DGP 78 = 444 391
11) DGP 79 = 323 279
12) DGP 81 = envantersiz 389
13) DGP 84 = envantersiz 3620
14) DGP 86 = 464 411
15) DGP 87 = 465 412
16) DGP 88 = 471 (413) (non vidi)
17) DGP 89 = 467 414
18) DGP 90 = envantersiz 362
19) DGP 91 = envantersiz 3621
20) DGP 113= envantersiz (non vidi)
21) DGP 114= envantersiz (non vidi)
22) DGP 192= Ali Yılmaz’dan 2.4.2001 satın alma
23) DGP 204=Süleyman 3.15.90 Cengiz’den satın alma
24) DGP 205=Süleyman 1.15.89 Cengiz’den satın alma
25) DGP 244=Durmuş 2001.14 Yılmaz’dan satın alma
26) Müze deposunda (yayınsız) 1.13.87

Müze çalışmalarımızın ikinci etabı Sidece kitabelere ayrı lmıştır. Sidece kitabeler sayıca azdır ve yayın bakımından bir yenilik sunmamaktadır. Side dilindeki yazıtları bir korpus olarak, J. Nollé, Side im Altertum. Geschichte und Zeugnisse, I, IK 43, Bonn 1993’de yer almaktadır, ancak lengüistik bir metodolojiyle ele alınmadıkları için, çözümleme literatürü açısından ilaveler yapılabilir. Bu çalışmanın Side Dili başlıklı bir esere dönüştürülmesi planlanmaktadır.

Pisidiya dilindeki kitabeler için bu aşamada çok fazla bir şey yapılamamıştır, çünkü bu dildeki yazıtlar genellikle Isparta Müzesi’nde ve arazidedir. Çalışmalarımızın ilerleyen etaplarında Isparta Müzesi’nde de çalışma imkanı araştırılacaktır. Literatürde bu dile Pisidce denmesi artık bir alışkanlık olmuştur. Oysa biz bölge adından dolayı bu dile Pisidce diyoruz. Bu dildeki yazıtlar Pisidiya’nın genelinde değil, sadece Isparta Aksu yakınları ndaki Sofular’da ele geçmektedir. Buraya yakın bir mevkide Timbriada kenti bulunmaktadır. Bu dildeki yazıtları n Timbriada kentiyle olan ilşkisinin açığa çıkarılması gerekmektedir. Halk adını bilmiyoruz. Hiç şüphesisiz Anadolu’da dil izolasyonlarının Roma Çağı’nda da mümkün olabileceğini göstermektedir.

Önceki Sayfa PDF belgesi olarak a Makaleyi Yazdır